12 Eylül karanlığına karşı rüzgârı önüne alıp giden kadınlar anlatıyor: Sosyalizm, bir gün mutlaka

12 Eylül’ün 41’inci yıldönümüne saatler kalmışken rüzgarı önüne alıp dışarı giden kadınlar, yaşadıklarını anlattı. Mamak Cezaevi’nde yaşadıklarından bahseden Latife Türkyılmaz, “Mücadeleden hiç vazgeçmedik. Hedefimiz devrim ve sosyalizm. Bir gün mutlaka” diyor

12 Eylül karanlığına karşı rüzgârı önüne alıp giden kadınlar anlatıyor: Sosyalizm, bir gün mutlaka

Sarya TOPRAK

“Bu mücadelede onlarca bayan yoldaşımızı kaybettik. Bu katliamların hiçbirini hiçbir gün unutmadık, unutmayacağız.”
“Bayan olduğumuz için de bir sürü aşağılamayla aleyhinde karşıya kaldık. Yani kadınlar ikinci bir işkenceyle daha karşı karşıya kaldı diyebilirim.”
“Tüm bunlara karşın dayanışma bizi ayakta tuttu. Olur Ya bugünlerde misal olması gereken bir dayanışma bu.”
“Her gün dayak yiyorduk. Lakin dayak yerken birbirimizin önüne geçiyorduk birbirimizi korumaya çalışıyorduk.”

Bu sözler, 12 Eylül Askeri Darbesi’nden daha sonra Mamak Cezaevi’nde esir kalan devrimci kadınlara ait. Darbenin 41’inci yıldönümüne saatler kalmışken o gün boyun eğmez kadınlar, bugün de benzer dirençle çaba ediyor. Kadınlar, geleceğe umut taşıyor. 12 Eylül sadece hesaplı ve siyasi bir biat ettirme politikası izlemedi, solun tüm değerlerine karşı da savaş açtı. Türk-İslam sentezi yapılara büyük bir hareket alanı tanıdı. Yani 12 Eylül AKP’yi kendi elleriyle yarattı. 12 Eylül’e dek giden süreçte ve ardından muktedirlerin kurmaya çalıştığı baskı rejimine karşısında direnenler var, umut oldular. Sokaklarda, meydanlarda, kampüslerde mücadele edenler hâlâ aramızda… Bu süregelen direnişin en manâlı dinamiği ise kadınlar. Kadınlar okundukça umut ettirecek öyküler bıraktı. Bu öyküler böylece umut batmış ki 12 Eylül’ün yarattığı tahribata yenilmeden bugün hakları, hayatları için mücadele eden kadınlara pusula oluyor. İstanbul Sözleşmesi’ne düşman olanlar, kadınları gericilik sarmalına sıkıştırmaya çalışanlar darbecilerden devraldıkları politikaları sürdürüyor.

12-eylul-karanligina-karsi-ruzgari-onune-alip-giden-kadinlar-anlatiyor-sosyalizm-bir-gun-mutlaka-920315-1.
12 Eylül’de kadınlar

12 Eylül’ü hapishanede birbirine omuz olan, öyküler anlatan, esir olduğu dönemin hayatında çok güldüğü bir dönem olduğunu söyleyen, faşizme karşısında mücadeleden hiç vazgeçmeyen, Mamak Cezaevi’nde kalan Latife Türkyılmaz ile Selma Güven’den dinledik.

FAŞİZME KARŞI DİRENİŞ

​Latife Türkyılmaz, sözlerine 12 Eylül öncesini anlatarak başlıyor. O dönemde kadınların çaba içinde daha çok yer almaya başladığını hatırlayan Türkyılmaz, “Toplumsal uğraş ülke çapında yaygınlaşıyor ve gelişiyordu. Kadınlar, mahallelerde okullarda, işyerlerinde, sendikalarda ekonomik ve demokratik hakları için mücadele ediyorlardı. Faşist saldırılar had safhadaydı. Buna rağmen faşizme karşısında direniş mücadelesi içinde kadınlar fazla yaygın olarak vardı” diyor.

bununla birlikte Ankara Kadınlar Dermeği’ninkurucusu olan Türkyılmaz, şunları dile getiriyor: “Bir Takım gözlemler yapma şansım oldu. 12 Eylül öncesi kadınların mahalle çalışmalarına katıldığını görüyor ve yaşıyorduk… Mahallelerine, okullarına, çocuklarının bulunduğu yerlere faşistleri sokmamak için yapılan çalışmalara kadınlar ön saflarda katılıyorlardı. neticede kadınlar bilhassa mahallelerde eşleri çocukları aileleri ile birlikte ayrıca sivil faşist güçlerin ayrıca de kolluk güçlerinin saldırılarına karşı mahallelerini bulundukları yerleri savunuyorlardı.1979 senesinde Fatsa’ya Fatsa Şenliklerine gitmiştim. Orada da kadınların çabalarına, mücadelenin içinde sürekli yer almalarına, her ortamda olmalarına şahit olmuştum.”

12-eylul-karanligina-karsi-ruzgari-onune-alip-giden-kadinlar-anlatiyor-sosyalizm-bir-gun-mutlaka-920313-1.
Latife Türkyılmaz

DİRENİRKEN KATLEDİLDİLER

​“Bu mücadelede onlarca kadın yoldaşımızı kaybettik” diyen Türkyılmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Faşistlerin silahlı saldırılarında bombalı eylemlerinde çok arkadaşımızı kaybettik. İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt Kampüsü’nde öldürülen gencecik kadınlar vardı. sonradan, içeride tanıdığım arkadaşım Hüsniye ve kızkardeşi Meri’nin anneleri Menekşe Başlıca, seksen öncesi bir 1 Mayıs günü Tuzluçayır’da mahallesini ve çocuklarının okulunu savunurken öldürüldü. Yine bir 23 Mayıs gecesi evi basılarak katledilen, kimliği belli fakat asla tutuklanmayan faşist katillerce öldürülen TTB Merkez Konseyi Üyesi Doktor Sevinç Özgüner… Mücadelemiz içinde adı çok duyulan gencecik bir başka arkadaşımız Mine Bademci. 12 Eylül’den sonra tütün işçilerinin direnişine omuz veriyordu ve bir senet evinde faşistlerce öldürüldü. Bu katliamların hiçbirini hiçbir gün unutmadık, unutmayacağız.”

​Mamak Hapishane’nin tam bir cehennem olduğunu ifade eden Türkyılmaz, şöyle konuşuyor: “Cezaevi yönetimi siyasi tutuklu kadınları asker olarak görüyordu. Emirlere uymamızı bekliyorlardı. Dayatılan saçma sapan faşist kurallara uymadığımız için de ağır dayaklar yerdik. Fazla işkence gördük. Devrimci olduğumuz için, düzene karşısında olduğumuz için bize şımartma gösterilmesi yasaktı. Görünüm cezaları, gazete yasakları, kitap yasakları kesintisiz ayla gelmişti. Her gün şiddet her gün dayak vardı. Bütün bunları dayanışma içinde birbirimize tutunarak, birbirimizden zorlama alarak atlatmaya çalıştık. Tüm bunlar olurken biz fazla gülerdik, hatta eğlenirdik. Zengin düş dünyamız doğruca içerinin zorluklarıyla başetmeyi öğrenmiştik. Birbirimize okuduğumuz romanları anlatırdık, öyküleri anlatır, hoş günlerin hayallerini kurardık. Bize bu yaşatılan cehennemde yönetimin abuk subuk uygulamalarına gülerdik. Çok güldüğüm bir dönemdi. Bu yaşadıklarımızı tek tek yazarak dahası kitap yaptık, UnutaMAMAK, 12 Eylül Kadınları.”

HEDEFİMİZ DEVRİM VE SOSYALİZM

​Türkyılmaz, “Cezaevinden çıktıktan sonradan ise en büyük sorun meslek bulmaktı” diyor ve ekliyor: “Birçoğumuz işimizden olduk… Öğrenciler okullarını bitiremedi, atılanlar oldu. Bazıları çok fazla ara vermiş de olsalar çalıştılar, çabaladılar, çok geç de olsa okullarını bitirdiler. Devrimcilere zaten meslek vermiyorlardı. Kadınlara ise bu yollar iki kat kapalıydı. Evlerimizde sessizce oturmamız bekleniyordu. Bunu şu an yaşadıklarımıza benzetiyorum. 12 Eylül’ü yaşayan biri olarak şu lahza ülkemizde yaşananlara baktığımda toplumsal haklar açısından bugünün koşullarının daha geride olduğunu söyleyebilirim.Kadınların mücadelesi ise günden güne yükseliyor. 8 Martlarda, kadın platformlarında ortaya konan dayanışma fazla değerli.Bugünden o günlere bakınca vay be diyorum! Ne büyük hayallerimiz varmış. Bugünden o günlere bakınca aşkolsun biz kadınlara diyorum. Ülkeyi başkalaştırmak istiyorduk, dünyayı başkalaştırmak istiyorduk. Bugün de aynı hayallerimiz var. Bunlar bundan böyle kendimce hayal yok. Hakiki olma yoluna girdi. Bunlar artık bizim hedeflerimiz. Bu mücadeleden hiç vazgeçmedik. Hedefimiz devir ve sosyalizm. Bir gün mutlaka…”

Geçmişin bugüne bir pusula olduğunu söyleyen Türkyılmaz, “Biz bu mücadeleden hiç geri durmayacağız. O gün yaşananlar unutulmadı ve hiçbir süre unutulmayacak… Dünyayı değiştirmeyi önümüze koyduysak çoğalmalıyız. Fazla olmalıyız. Bu yalnızca öncülerin mücadelesi olarak kalmamalı” şeklinde konuşuyor.

12-eylul-karanligina-karsi-ruzgari-onune-alip-giden-kadinlar-anlatiyor-sosyalizm-bir-gun-mutlaka-920316-1.
Mamak Hapishane’nde kadınlar

İKİNCİ İŞKENCEYLE KARŞILAŞTILAR

12 Eylül döneminde tüm devrimcilerin üzerinde çok büyük bir zorlama vardı. Böylece işkencelere maruz kaldılar oysa onlarca devrimci zulüm tezgâhlarında katledildi. Kadınlar ise bu korkunç işkencelerin yanı sıra küfre, tacize, tecavüze maruz bırakıldı. 12 Eylül’ü yaşayan kadınlar Mamak’ı kendilerine bir cehennem yapmaya çalışanlara karşısında yürüttükleri mücadeleyi mutlulukla hatırladıklarını söylüyor. O günleri bundan başka Selma Güven’den dinliyoruz:

“Devrimci mücadeleyle gençlik hareketine dâhilolarak tanıştım. Devrimci uğraş epey güçlüydü fakat bayan hareketi pek zinde değildi. Devrimci uğraş içinde de kadınların ve erkeklerin aldığı sorumluluklar bir değildi. Erkekler daha ön plandaydı ve daha fazla sorumluluğu oluyordu. Kadınlar genelde geri planda kalıyordu lakin defalarca mücadelenin içindeydik… Gözaltında, hapishanede tüm devrimciler acımasızlık tezgâhlarından nasibini aldı. Lakin kadınlar o zulüm tezgâhlarında tacize, küfre, tecavüze de maruz kaldı. Bize devrimci olduğumuzdan nedeniyle zaten büyük bir hiddet vardı. Bunun yanı sıra kadın olduğumuz için de bir sürü aşağılamayla karşı karşıya kaldık. Yani kadınlar ikinci bir işkenceyle daha karşısında karşıya kaldı diyebilirim. O dönem askeri cezaevinde kalıyorduk. Siyasi mahkûmlar askerin bir altı kabul edildiği için askerler oradaki tutukluların komutanı mantığıyla bakıyorlardı. Bu sebeple bizden asker gibi davranmamız bekleniyordu. Biz o dönem Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına kadar kadınların asker olamayacağını söyledik. Bu yüzden bu asker komutan ilişkisini reddettik. O dönem sergilediğimiz direnişi hatırladıkça hala sevinç duyarım. 12 Eylül dönemi gençlerin çok iyi anlaması gereken bir dönem. Şu an ancak mücadele pratikleri için 12 Eylül’ü anlamak gerekir.”

12-eylul-karanligina-karsi-ruzgari-onune-alip-giden-kadinlar-anlatiyor-sosyalizm-bir-gun-mutlaka-920314-1.
Selma Güven

BİRBİRİMİZE SAHİP ÇIKTIK

“Biz kadınlara Mamak’tayken her şey yasaktı. Bakış yasağı, kitap yasağı, gazete yasağı, kantin yasağı… Her şey yasaktı. Her gün ayrıcalıksız dayak yerdik. Kurallara uymuyorduk. Bunun karşılığı ise sert oluyordu. Ben ara terhis olmuştum. Tahliye olurken kafes diye bir yere koyuyorlardı. Orada arkamızı dönmemizi istiyorlardı. Kendilerini görmemizi istemiyorlardı. O gün arkamı dönmediğim için gece evimden baştan alındım. 3 ay da bunun için hapishanede kaldım. Bu dek büyük bir zorlama vardı. İnsan olarak yaşanamayacak bir yerdi. Bütün bunlara rağmen dayanışma bizi ayakta tuttu. Olur Ya bugünlerde örnek olması gereken bir dayanışma bu. Her gün dayak yiyorduk. Fakat dayak yerken birbirimizin önüne geçiyorduk birbirimizi korumaya çalışıyorduk. Koğuştan açıklama için birini elde etmek istediklerinde vermemek için ağır dayaklar yiyorduk. İçerde olduğumuz süre boyunca hepimiz birbirimize sahip çıktık.”

***

UĞRAŞ ÖYKÜLERİ KİTAPLAŞTI

12 Eylül’de kadınların verdiği büyük direniş ve mücadele yıllar sonra kitaplaştırıldı. Cezaevinde kalan, cefa gören kadınların anlatıldığı ve bu kadınların yaşadıklarını anlattığı kitapların aralarında ‘UnutaMAMAK 12 Eylül Kadınları’, ‘Ateşe Uçan Pervaneler’ ve ‘Kaktüsler Susuz da Yaşar’ yer alıyor.

2015’te meydana çıkan, Redaksiyon’un derlediği ‘UnutaMAMAK 12 Eylül Kadınları’ kitabı, Mamak’ta kalmış kadınların çaba öykülerinden oluşuyor. Yazılanlar sahiden aralarındaki bağı, dayanışmayı da anlamayı sağlıyor. Bu kitapta yaşasaydı şayet de ‘şair’ olacaktı denilen bir kadın var: Gülsüm… Nurten AykanatGazibeyoğlu, kitapta Gülsüm için şu ifadeleri kullanıyor:

“Canım arkadaşım,

Gülsüm, sanırım dünyaya geldiğinde kocaman bir ‘elmas’tın. Saf, temiz, işlenmemiş. Elmas dek dayanıklı, elmas değin değerliydin. Annenin dar kucağında büyüdün… Zeki bir kızdın. Gözaltına alındığında 20’li yaşlarda bir üniversite öğrencisiydin. Ankara Güvenlik’inin bir bölümü olan DAL’da insafsızca hırpaladılar seni. Mamak Kadınlar Bölümü, D Blok 2. Koğuşa getirildin. Yeşil ile bal sarısı arasındaki zeki bakışlı gözlerin pırıl pırıldı. Gözlerinden görülürdü yüreğinin sıcaklığı. Senin sıcaklığını hissetmek için dudaklarından dökülecek sözleri beklemek gerekmezdi. Gözlerine görmek yeterdi. Az konuşur fazla çalışırdın. Gürültüsüz ve derindin… Yüreğin dostların için, sevdiklerin için yumuşacık, düşman bildiklerin için katı idi. Haksızlığa, onursuzluğa aleyhinde direngendin.”

OMUZ OMUZA VERMEYİ…

Dipnot Yayınları’ndan 2011’de meydana çıkan ‘Kaktüsler Susuz da Yaşar’ ise Mamak’ta kalan 55 kadın mahkûmun cezaevi anılarını okurlarla buluşturuyor. ‘Kaktüsler Susuz da Yaşar’, “Mamak Askeri Cinayet ve Tutukevi’ndeyken bir güvercin ürkekliğindeydik önceleri… Ürktük, çekindik, korktuk, kaygılandık ve de sessiz kaldık. Anlamaya çalıştık. Sonra toparlandık. İnsanlığımızı, kişiliğimizi, devrimci değerlerimizi müdafaa etmek üzere güçlerimizi birleştirdik. Suya atılan taş misali başladı bu başkaldırı… Önce ufak bir halka, sonradan giderek çoğalan, gelişen ve tüm suya yayılan halkalar gibi… Orada büyüdük… Orada tanıdık kendimizi ve birbirimizi… İnsanı, insanlığı, dostluğu, dayanışmayı… Sevmenin gerçekte ne demek olduğunu… Ve de birbirimizi farklılıklarımızla sevmeyi… arka arkaya, omuz omuza vermeyi… Konuşmadan, gürültüsüz yüreklerin sesiyle irtibat kurabilmeyi…” sözleriyle başlıyor.

BİR DIĞER CEHENNEM

Kalkedon Yayınları’nın 2015’te bastığı ‘Ateşe Uçan Pervaneler’ kitabında da AlimeMitap, şöyle anlatıyor: “Mamak Askeri Cezaevi bir başka cehennemdi. Annemin beni bulması hiç basit olmamış, uzun süre bizden haber alamamış. (Babamı 1978’de kaybetmiştik.) 12 Eylül Darbesi’nden sonraki dönemde bizim aileden toplam 9 genç ya kaçak durumda ya da cezaevindeydiler. Annem, yengemle birlikte kucaklarında oğlum Ertan ile benim görüşüme geldiklerinde 23 Nisan olmasına rağmen “manzara yasağı” vardı. Annem biz uzak geldik. hiç olmazsa çocuğu annesine gösterin! diye ısrar ederek Ertan’ı içeri göndermeyi başarmış. O anlar benim için katiyen unutmayacağım güzel anlardı… Koğuştaki arkadaşlarla birlikte Ertan’ın başına toplandık. O zaman 1,5 yaşındaydı. Çok neşeli bir bebekti. Bir arkadaşın diş fırçasını alıp saçlarını taramış, diğer bir arkadaşın gözlüğünü alıp kendi gözüne takmıştı.”

***

YOLUMUZUN KIZIL GELİNCİĞİ

12 Eylül’ün arkasından ‘Yolumuzun kızıl gelinciği’ Mine Bademci, katledildi. Mücadelesi şiirlere, şarkılara konu olan Mine, darbeden sonra öldürülen birincil kadın Devrimci Yolcuydu.

12-eylul-karanligina-karsi-ruzgari-onune-alip-giden-kadinlar-anlatiyor-sosyalizm-bir-gun-mutlaka-920317-1.
Mine Bademci

. İzmir’in Alaçatı kasabasında doğdu, Mine. Alaçatı Irk Odası ile tanışarak devrimci mücadeleye katıldı. Buca Eğitim Fakültesi’nde öğrenciyken okulu bırakarak Urla’daki devrimci faaliyetlere katıldı. Urla’da tütün işçileri ile alıştırma yürüttü. Cümbür Cemaat göre sevilen bir devrimciydi… 12 Eylül’den sonradan arkadaşlarıyla birlikte kırsal kesime geçti. 22 Eylül günü bir bono evinde etrafları sarıldı. 20 kişiydiler lakin Mine aralarındaki tek kadındı. Çemberi yarıp çıkmaya karar verdiler. Aralarında ilk dışarı fırlayan Mine oldu. Mine, 32 kurşunla öldürüldü. 18 yaşında gencecik devrimci bir kadındı. O tahvil evinde direnişin simgesi oldu. Mine’nin arkasında ise 1 fotoğrafı kaldı. Mine’nin fotoğraftaki istikrarlı bakışları devrimci mücadeleye de ışık oldu. Sevinç Eratalay, Mine Bademci için söylediği ‘Militan Mavisi’ şarkısında, şöyle diyor:

“Ne yas yakılsın arkasında, ne duvara asılsın resmin
Arkasından sadece rüzgarı önüne alıp gitti desinler.”