Gölgesinde renkleri arayan yazar

author

BETÜL KANBOLAT

[email protected]

2021.10.01 07:19

Bugün, yaratımı düş gücü olarak yorumlayan, insanın ve öteki canlıların iyiliğini gözettiği hikâyelerinde dostluğu, barışı ve sevgiyi durağan bir biçimde işleyen değerli bir sanatçıyı, ressam Can Göknil’i misafir ediyorum.

İlk resimli çocuk kitabı ‘Kirpi Masalı’ 1974 yılında yayımlanan Göknil, yakın gelecekte bu alandaki 50’nci yılını kutlayacak. Kendisiyle sanatı ve yeni kitabı ‘Hatıraları Gizleme Sandığı’ üstüne sohbet etme şansım oldu. Lokal ile evrenseli bütünleştiren sanatçılar karşısında hayranlığını gizlemeyenlerin söyleşiden keyif alacağına inanıyorum.

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927394-1.

Sevgili Can Göknil, yeni kitabınız şanslı olsun. Hikâyenin anlatıcısı Abide adında minik bir kız. Kitabı elime aldığımda kapakta resmettiğiniz sandığın içinden türlü objeler çıkacağını, objeler aracılığıyla eski hatıraları bizlere taşıyacağınızı düşündüm ama okudukça öbür bir bakış ile karşılaştım. Önce zamanın izlerine hürmet duyan bir aileyle tanıştım ardındaki kendimi, günümüz gerçeklerini kolektif yorumlayan marifetli bir derslik ortamında buldum. Hikâyenin ortaya çıkışından özetle bahseder misiniz?

İlk defa kitap kahramanlarımın çoğu reel kişiler. Abide ve Lebibe, ben ve ablam. Anne, baba, dede kurgu fakat Hatıraları Gizleme Sandığı, eşimin emekli olduktan sonraki uğraşısı. Yüksek elektronik mühendis olmasının yanı sıra özgün küçük mobilya ve kutu tasarımlarını ‘kutuzade’ markası altında egzotik ahşaplarla biçimlendiriyor. Adı geçen sandık çok yakın bir arkadaş için yapıldı. Bir buçuk yıldır kapalı yaşamak zorunda kalınca benzer çatı altında üretiyor ve birbirimizden esinleniyorduk. Bu dönemde biz çocuk kitapları sanatçıları, mektep ziyaretlerimize duraklamak zorunda kaldık. İnsan işini fazla sevince dur durak bilmiyor. Kitaptaki öğretmen zoom ile beni sınıfına gösteri etti. İzmit, Türkan Dereli İlköğretim okulu, 3-C sınıfı ile tanışmak öbür bir esin kaynağımdı. Tülay Tanyol Pişkin Hoca’in bununla birlikte sanat tarihçi oluşu, çocukların ruhlarını aydınlatıyordu. Uyguladığı sanatsal projelerle öğrencilerinin Covid 19 korkusunu da azaltıyordu.

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927395-1.

Yaşama ve yaşlanmanın hüznüne diğer taraftan küresel salgın eklenince minik bir çocuğun dikkatinin nelere yönelebileceğini gösteriyorsunuz. Sevginin ve sanatın iyileştirici gücü diğer eserlerinizde olduğu gibi tekrar devreye giriyor. Hikâyenizde bir parantez açıyor, dünyaca ünlü ressamların yaşamlarına ve yapıtlarına yer veriyorsunuz. Ayrıca ‘Aşk’ı çocukların dilinden okura aktarıyorsunuz. Bu parantez ne için açıldı ve aşkın sizdeki karşılığı nedir?

Kitabımdaki beş büyük sanatçı da Tülay Öğretmen’in projesi. Çocukların resimlerinin sergisi de pek. Ben bu yaratıcı projeleri başka okullara da iletebilmeyi istedim, şayet kitabımla başka sınıflara da ulaşırım diye düşünüyorum. Aşk/Sevgi konusunda çevremdeki çocuklarla anket yaptım çünkü kapalı mekânlarda pandemi süresince toplu yaşamak, yaşayabilmek için aşk ya da sevgi bağları fazla ağırlık kazanıyor. Aile huzuru ve bütünlüğü o sevgiye dayanıyor. Bu konuda öğrencilerinin de fikrini aldım tabii. Kitap çıkınca tanesine imzalı kitap gönderdim. Okulun birincil günü Tülay Hoca dağıtmış. Hepimiz birbirimize faydalı olduk ve dostluğumuz güçlendi. Benim aşk anlayışım: şartsız güven.

Sizce çocuk edebiyatı hatıraları saklama sandığına girer mi?

Çocukluk kitaplarını sandıkta saklayıp, kendi çocuklarıyla paylaşan anneler tanıdım.

Can Göknil’in sanatından etkilendiği artist ve yazarlar kimler?

Resimde Sinan Demirtaş, Selma Gürbüz ve böylece çokları, İnci Eviner çok eşsiz ve reformcu bir usta. Edebiyat ustam Faruk Duman. Bir kitabında süre ölçüsü için “Bir bulgur pilavı pişirimlik” vakitten laf ediyor. Sus Barbatus’un birincil kitabının kış betimlemelerini okurken ellerim buz gibi olmuştu. Türk dilinin estetiğini ve zarafetini haberdar olan bir yazarımız.

Öykülerinizde doğum ile ölüm arasındaki hayat öbür yönleriyle kibar bir biçimde okura yansıyor.Maddenin ve ruhun kırılganlıklarına değiniyorsunuz. Bir deniz kabuğunun “pilili ak gövdesi” gibi narin betimlemeleriniz var. Anlatılarınızda “Benzer rüyayı her yerde görmeyi sevmem” gibi net manifestolar da göze çarpıyor. “Düşler kırılgandır” derken tekrarlanmayan düşler kurmayı nasıl başarıyorsunuz?

1973 yılında, New York, Manhattan’daki eğitim ve sanat ortamı, meslek hayatı ve fazla canlı büyüleyici büyük büyük kasaba yaşamının onuncu yılını doldurunca ABD’den ayrılarak yurda döndük. Köklerimiz çağırmıştı bizi çünkü çocukluk yıllarımızın İstanbul’u şimdiki gibi değildi. Erik, incir dalından toplanır, denize konut önlerinden girilir, evlerde döşenen börek tepsileri pişsin diye ast sokaktaki ekmek fırınına götürülür, komşularla dostluklar kurulurdu. Dönüşümüzün ilk yıllarında, ayrıca özlem gideriyor hem de çalışıyorduk. Benim birincil resimli kitabım 1974 yılında Redhouse Yayınevi’nden 5000 adet çıkınca ülkemizde resimli çocuk kitapları konusunda birincil adımlardan biri oldu.

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927396-1.

Bir süre sonra Mahmut Şevket Paşa Köyü’nde çiftlik kurduk. Eşim içinde bana da bir gravür atölyesi kurdu. Çiftlik atölyemde gravür kitaplar hazırladım: Davetname, Hayretname, iki Yıldızname ve Falname. Elimle gravür presimde dikkatle bastığım sanatkâr kitaplarımın, Inşa Kredi K. Taşkent Galerisi, Tokyo Chihiro Müzesi, Washington DC Kadın Eserleri Müzesi, Ege Üniversitesi Kağıt ve Kitap Sanatları Müzesi gibi özel mekanlarda sergileri oldu. Gravür kitaplarımın üç parça başına 2005 yılında Londra’daki Victoria & Albert Müzesi kütüphane koleksiyonuna eklendi. Bunun 10 Kasım’a rast gelişi beni keza gururlandırdı. Sonraları bahar aylarını Göcek’te geçirmeye başladık. Teknemiz Hayta ile deniz tutkumuza teslim olduk. Doğayı dinledikçe öyküler yazdım. Elimin altında atölyem olmayınca en iyi arkadaşım doğa ve kitaplardır.

Evet, sanatta her tarafta olmamalı bence. Olursa izleyici fazla sıkılır. Çünkü sanat yapıtını üçgen gibi düşünürsek; artist+ yapıt+ izleyici birleşirse o yapıt tamamlanır ve bazen eser olur. İzleyicinin de zamanı değerli. Aynı şeyin tekrarını bakmak için neden zaman harcasın. Yine De ara sıra sevdiğim bir deseni depreşmek istediğim oluyor lakin yapmamaya çalışıyorum. Şimdiyi merak ederseniz, 75li yaşları da geride bıraktık, denizlerde yorulduk, kaptan miçoluğumuz öykülerimde kaldı. İstanbul’daki baba evimizde küçük bostanımız, İskoç kedimiz, misafir bahçe canlıları, birkaç kök gül, çamlar ve papağanlar bize yetiyor. Sanatsal imal ise hiç durmuyor.

Dünyaya bir çocuğun, göğün veya bir tespih böceğinin gözünden bakabilen Can Göknil yaşamı yorumlarken, gözlem becerisi mi yahut yazı yazmaya duyduğu derin istek mi ön plana çıkıyor?

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927397-1.

Sanırım tümü etkin. Yine De muhakkak bir metodum yok. Ben çocuksu ruhuma ve doğallığıma güveniyorum. Resimde donanımlıyım, çünkü eğitimliyim, olur ya de böylece yazarken sözcüklerin ve anlamlarının yan yandan gelişinde estetik arıyorum ve yavaşım. Yazar bir insanım ama yazar değilim açık konuşmak gerekirse Türkçe edebiyat okuyorum ve kimi yazarların Leyla Erbil, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Sait Faik gibi şahısların dil hâkimiyetini görüyorum.

Ara Sıra tek kelime bile öyküdür” ifadesi sözcüğün anlamını sezgilere itimat ediyor. Muska ve tılsımlara dair yaptığınız araştırmaları da okuyunca sormak istedim. Tılsımına inandığınız sözcükler var mı?

O tümce, ustam Faruk Duman’ın öykü tariflerinden biri. Benim kelime biriktirme defterim var. Sözcük anlamlarının sezgiye, yoruma açık olmalarını önemsiyorum. Çünkü okur da açıklama yapabilmeli diye inanıyorum. Fakat yazarlık tılsımı varsa, onu henüz bulmuş değilim.

Halk deyişlerinin izini sürüyor, toprak ve insan ilişkisinde akıllılık ve mizahın öne çıktığını belirtiyorsunuz. Tekerlemeler, laf oyunları sizin için ne açıklama ediyor?

Resimli Çocuk Kitaplarımda inanılmaz olguları seviyorum. Mesela Çatlak Hasan’da belli başlı kişilik karpuzun içine düşüyor ve kırk devesini kaybeden deveciyle karşılaşıyor. Bu deyişler çok resimsel ve zihin açıcı ve halkımızın zekâsını, hayal gücünü yansıtıyor. Çocuk okur eğleniyor ve kitabın sonuna kadar ilerliyor. Sonradan hayallere dalıyor. Fazla kayda değer hayal olabilmek. Düş olmasa ne sanat, ne de bilim gelişir. Her yeni buluş önce bir hayaldir. Ben bu bağlamda masalları da inceledim. Sevmedim çünkü önerilen değerler hatalı, padişah kızı ile evlen, saraylarda yaşa, zengin ol! Ancak pek güzel, insanı mutlu eden değerler var ki…

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927398-1.

Tarihsel ve antropolojik araştırmalara büyük ağırlık veriyorsunuz. Notlar alıyorsunuz. Bir resme ya da hikâyeye başlamadan önce çalışma programınızı hazırlarken sizi motive eden şeyler neler?

Bir tanıdık olmayan dili, aynı şekilde öz dilimizi de, hakkıyla öğrenebilmek için o dili konuşanların tarihini, inançlarını, kültürünü tanımak gerekiyor. Bugün Robert Lisesi olarak adlandırılan okulun mezunlarıyız. Mektep dışı aktiviteler (tiyatro, edebiyat, bilim, spor…) Bizlere alaka alanlarımızda lise yıllarında gelişme imkânı sağladı. Kütüphanelerdeki etkinliklerimizle sorgulamayı ve açıklama yapmayı öğrendik. İngilizce az daha dünya dili olduğu için sınırsız iletişim sağlayabildik. Yolumuza A.B.D. üniversitelerinde devam ederek benzer tahlilci hoşgörüyle yüksek eğitim aldık. Hayata atılınca özgüvenimiz güçlüydü. Oysa benim seçimim sanat olunca, sanatsal kimliğimi öz kültürümüz ile ilişkilendirmek istedim. Sanatçı kimliğimi bu yönde arzusu motivasyonum oldu.

Yerel ile evrenseli buluşturma isteğiniz, bu yöndeki farkındalığınız ne zaman oluştu?

O çok kar yağdığı kış Tokyo’da bulunmuştuk. İnançların evrenselliğine bir tapınak gezisinde rastladım.

Muhteşem kaligrafileriyle gizli uzun kağıtlara dualar ya da bilmediğim şeyler yazarak ağaç dallarına düğümlüyorlardı. Bizim istek ağaçlarını düşündürmüştü bu dilekçe. İnsanın özü tekrar benzer şayet.

KİŞİ BİLDİĞİNE DÜŞ KATAR

Sizce insanın yaşamadığı duyguları resme ya da yazıya dökebilmesi mümkün mü?

Olmaz nasıl olursa olsun, kişi bildiğine, tanıdık olana hayal katar ve sözlendirir. Yaşamadığını araştırarak öğrenir olur ya, sonuç çıkar mı bilemem. Örneğin ben uç hayvanlarını, kar tavşanlarını masal yapamam lakin usta bir yazar mükemmel bir kurgu çıkarır olur ya.

Gölgem Renkli Mi? adlı kitabınızı öbür bir sevinçle okudum. Kitabın bir bölümde dile getirdiğiniz üzere Anadolu inançlarının sanatınıza etkisinden bahseder misiniz?

Fotoğraf sergilerimde dünü bugünü olan inançlar esas kavramlarından biri, mesela muskalar… İlk muskalar MÖ 1700 yıllarında Mezopotamya’da rast geldiğimiz silindir mühürlermiş. Üstlerine kutsal ellerin kazıdığı gizemli figürler koruyucu oldukları için mühürlenen işi ve mühür sahibini korurlarmış. Minik objeler oldukları için yaygınlaşmışlar. Asur ticaret kolonileriyle bu mühürler Anadolu’da da kullanılır olmuş. Londra’da British Museum’da öyle çoğunun desenlerini çizebilmiştim. Muska inancı günümüzde de toplumumuzun gönlünde. İnançlar toplumları biçimlendiriyor sanırım. Kitaplı dinler ile ilgilenmiyorum. İlksel inançlardan mitlere uzanıyorum. Mitler, söylenceler o toplumların inançlarının öyküleşmesi kendimce. İnançlardan doğan uygulamalar ise folklor ya da irk bilimi çerçevesine bilimselleşmiş. Ben önce uygulamaları ayrım ettim. Okudukça ilgim arttı. Örneğin develerle ilgili inançlarda çocuksuz bir kadın devenin boynundan kıl kopartıp koca hayvanın bacakları arasından geçebiliyor. Bu uygulamanın onu doğurgan kılacağına inanıyor. Deve bir tepse onu! Ya kocası kısırsa! O geçsin bakalım deve altından. Lakin erkeklerimiz hatasız! Ve bayan da çaresiz. Söz hakkı yok, büyülere, tılsımlara başvuruyor ya da doğadan medet umuyor.

Bildiğim kadarı Türk toplumları M.Ö. 200 senesinde tarih sahnesine çıkmışlar. Savaşçı ve göçebe kavimler. Yaşam biçimleri, hayvanlarıyla birlikte sürdükleri hayatlar, sert doğa koşulları inançlarını biçimlendiriyor. Ben en fazla şamanları sevdim. Yaratılış efsaneleri, dünya tasarımları, tanrılara dönük anlatıları, doğum ve ölümle ilgili düşünceleri, kamların kıyafetleri ve davullarında olan tılsımlı eklentileri, koruyucu hayvan ataları, çok resimsel, hayale ve yoruma açık olgular. Bunları Hermitage Müzesi’nde yakından inceledim.

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927399-1.

Yazı mı resme yahut resim mi yazıya daha çok ilham veriyor?

Ben ilhamımı kitaplarda buluyorum.

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927400-1.

“Resimlemek isterdim” dediğiniz bir başka yazara ait hikâye var mı?

Değil, kendi içimi tanıyorum ve sadece kendi anlatılarıma fotoğraf yapıyorum çünkü illüstratör değilim, sadece ressamım.

Yaşamınızın bir döneminde kendinize yönelttiğiniz bir soru var; “Göçmen olsaydım nasıl resim yapardım?” Dünyanın durumu ortada. Göçler ve sürgünler devam ediyor. Sanatın iyileştirici gücü diyoruz lakin göçmen bir usta varlığını nasıl koruyacak, sanatını kimlere, nasıl ulaştıracak? Görüşleriniz nelerdir?
Biz ABD’ye öğrenci vizemizle burslu gitmiştik. Sonra çalışma izni olan göçmen statüsündeydik (Green Card). 11 Eylül öncesiydi. Müslüman bir ülkeden gelişimizle kimse ilgilenmiyordu. 11 Eylül sonrasında böylece çok dostumuzu kaybedebilirdik. İş çevrelerinde dışlanırdık. Orada aldığımız eğitim ülkemizde bize fazla kapı açtı. Benim açımdan burada birincil resimli kitaplarım hemen yayımlandı çünkü bu işi biliyordum. Kitaplı işlerde geçinecek bir gelir sağlanmıyordu. Yurt dışı fuar ve sergilere misafir olduğumda tek şahsiyet bir ekip almak zorundaydım. Şu Anda fazla memnunum çünkü misal oldum ve ülkemizde resimli çocuk kitaplarının gelişiminde epey rolüm oldu. Şimdiki göçmenlerin durumu fazla başka, fazla acı.

GERÇEK DEĞERLERİN ÜSTÜ ÖRTÜLDÜ

Seyahat ve araştırmalarınızda en etkilendiğiniz ülke ya da müze hangisi oldu?

Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi. Orada Anadolu kimliğimizi keşfettim ve benimsedim.

Enerjik bir betimlemenin size iki üç tuvallik ilham verebildiğini biliyoruz. Yazıda benzer etkiyi yaratan şeyler neler?

Dediğim gibi yazan değilim lakin sevdiğim yazarları okurken etkileniyorum, zihnimde görsel kurgular oluşabiliyor ara sıra.

Hatıraları Saklama Sandığı’na dönecek olursam Zaman Kapsülü başlıklı birim, akıl, emek, mücadeleyi önce fotoğraf ve heykel aracılığıyla bir “ömürlük bir hatıra”ya ardından geleceğe hediye edilmek üzere bir gömüte dönüştürüyor. Öykünün seyrinden yola çıkarak sormak isterim, bugünden geleceğe taşımak istediğiniz değerler neler?

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927401-1.

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927402-1.

Toplumumuzdaki eğitim bozuklukları, sıhhat sorunları, yozlaşan ekonomi, basit kazançlarla elde edilen abartılı yaşam biçimi gerçek değerlerin üstünü örttü maalesef. Hakiki değerlerimiz Atatürk ilkeleri ve demokrasidir. Aile bütünlüğümüzdür, kadın erkek el ele, eğitimli bir toplum yapısı kazanmaktır.

golgesinde-renkleri-arayan-yazar-927404-1.

Yorum yapın