Hukuk devleti ve demokrasi için…

author

SELİN NAKIPOĞLU

2021.09.25 04:00

Hukuk devleti ve demokrasi için…

Bilhassa son on yılda Diyanet İşleri Başkanlığı hayatımızı nasıl yaşayacağımızdan, kadına karşın şiddete dek açıklamalarda bulunmakta. Durum o kadar alışılmadık boyutlara ulaştı ki, Yargıtay binasında yapılan adli sene açılış töreni Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın okuduğu duayla yapıldı. Şu açık oysa, iktidarın laikliğe karşı açmış olduğu bir savaş var ve Diyanet de bu savaşta rol alan başaktörlerden.

2011’de kadına karşın erkek şiddetiyle mücadelede toplumun bilinçlendirilmesine karşın Aile Bakanlığı ile imzalanan protokolden beri, Diyanet, aile içi sorunları çözme nedeniyle kurduğu aile ve dini rehberlik bürolarında şiddete uğrayan kadınlara tavsiyelerde bulunmakta. Oysa Diyanet kadar verilen ayrımcılığı besleyen, hatta erkeğin kadına aleyhinde uyguladığı kolay yaralamayı suçtan saymayan yanıtlar, kadına karşın erkek şiddeti ile fazla mücadeleyi imkânsız kılıyor.

Mesela imamların zor karşıtı bilgileri paylaşması gerekirken; Diyanet kadroları kadınları, zorlama görse bile durumu yöneticilik etmeleri gerektiğini ifade eden, baskı konusunda sorumluluğu kadına atfeden bir yaklaşımda.

Diyanet’in verdiği mesajlarda bayan için en sık kullanılan terimler, ‘emanet’, ‘itaat’ ve ‘fıtrat’. Hutbe veriliyor fakat asla eşitlik denilmiyor. Eşitlik anlayışı olmadığında da iş; tekmeyi, tokadı ve hakareti değersiz görmeye dönüyor.

Hatırlayalım Kasım 2017’de BirGün gazetesinde yer alan habere göre Diyanet’e ast Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın internet sitesindeki “Aile Hayatı-Boşanma” kısmına yöneltilen, “Boşarım demekle boşanma olur mu?” sorusuna bahşedilen ‘Boşsun, anlamsız ol, boşadım ya da karım boştur’ gibi boşama iradesini ortaya koyan şimdiki veya geçmiş zamanlı ifadelerle ya da mahkemenin kararıyla gerçekleşir” yanıtı da toplumu oldukça hayrete düşürmüştü. O günden geçen dört senede laiklik ilkesine aleyhinde açılan savaş canımızı sıkmaya devam etmekte.

Geçtiğimiz son yirmi sene hukukun ne dek basit çiğnenebildiğini ne dek kırılgan bir bölge olduğunu bize gösterdi. Şubat 2018’de TBMM’den gece yarısı geçirilen ve müftülere devlete ait düğün yetkisi veren yasanın yürürlüğe girmesinin arkasından Diyanet İşleri Başkanlığı tüm il ve ilçe müftülüklerine gönderilmek üzere bir genelge yayımladıktan daha sonra da Diyanet, evlenmenin kurucu unsurları aralarında yerini de aldı. Laik bir ülke olan Türkiye’de neyse ama toplumun kolektif bilinci var ve o kolektif bilincin farkındalığını artmak bütün da bu zamanda çok manâlı. Özelikle hukuk alanında…

Bu konuda barolara da fazla meslek düşüyor. 5 Nisan 1878 tarihinde yerleşmiş ve Avrupa’nın en büyük barosu olan İstanbul Barosu’nun Genel Kurul tarihi yaklaşıyor. İlk toplantının 9 Ekim-10 Ekim 2021 tarihinde, ikinci toplantının da 16 Ekim-17 Ekim 2021 tarihinde yapılacağı Genel Komite’a katılacak grupların tercih programlarını merak ediyorum. Baro başkan adaylarından birinin Av. Ata Yazıcıoğlu olduğu ve benim de yönetim kurulu adayı olduğum Modern Avukatlar Grubu’nun tercih için hazırladığı broşürlere bakınca görüyoruz ancak, bütün da ülkenin içinde bulunduğu duruma ayna tutan ve siyasi İslamcıların özenle oluşturduğu dehlizin altını özenle çizen bir program hazır. Bu yaşadığımız iklimde oldukça kayda değer çünkü kadınlar, kız çocukları ve LGBT+’lar olarak nefes alamaz hale geldik.

İslamcılıktan demokrasi ummuyoruz, bu zamana dek da ummadık. Dini devlet işlerine, dini demokrasi işlerine karıştırmayalım, karıştırana karşısında da sesimizi yükseltelim.

ÇAG’ın tercih programında yazar aşağıdaki cümleleri sizin de okumanız için yazımın sonuna eklemek istiyorum.

“Laiklik bütün düşünce ve inançtan insanların uzlaşma içinde ortak bir hayat sürmesinin temel güvencelerindendir. Türkiye’de din bir etik sistemi ve toplumsal bir kurum olmanın ötesinde kamusal, toplumsal ve siyasal yaşamın merkezine alınarak otoriter/totaliter bir karaktere bürünen devletin elindeki denetleme araçlarından birisi olarak rol oynamaktadır. Dinin devlet göre şekillendirildiği ve denetleme aşağıda tutulduğu laikçi anlayışı değil; devletin bütün inançlar karşısında tarafsız ve eşit mesafede olduğu, siyasal ve toplumsal düzenin din ve devlet ayrılığı ilkesine dayandığı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırıldığı, devletin din eğitimine karışmadığı laiklikten yanayız. Çocuklarımızın laik, bilimsel eğitim alması, eğitimin tarikatların elinden kurtarılması, okulların imam hatipleştirilmemesi için mücadeleye devam edeceğiz. Hukukun, toplumsal yaşamın ve eğitimin din temelinde dönüştürülmesinin karışında olacağız. Yurttaşlar demokrasi ve laiklik mücadelesinde İstanbul Barosu’nun gücünü ve varlığını yanlarında hissedecekler.”

Yorum yapın