Kürt sorununu anlamak

author

ZEYNEP ALTIOK AKATLI

2021.09.30 07:17

Neredeyse yaşıma eşdeğer zamandır bu ülkenin yarası Kürt sorununu duyumsayanlardan biriyim. Anne ve babamın memleketin sorunlarına, insan haklarına aklıselim ilerici ve devrimci ırk olması yanına yaşadıklarımla şekillendi bilincim. Ben minik bir çocukken babam Bingöl’de sürgün bir öğretmendi. Tanıklık bilgiden farklıdır. Ayrı etkiler insanı. Hele bu şahitlik aklıselim bir şaire aitse. Babamın 80 öncesi ve sonrasına eşit gelen tanıklığı, baskı coğrafyada yaşama tutunma zorluğuyla birleşerek onun yaşamında çok belirleyici olmuştur. Bunu bir röportajında “kan sıçradı şiirimin üstüne” diye ifade etmişti. Yazılanın, bilinenin fazla ötesindedir tanıklığı. “Doğu benim ikinci üniversitemdir” deyişi bundandır.

***

Kimliksiz ölüler şiirinin “bir kızım sağsa eğer; bir kızım morgda hemen” dizeleriyle başlar benim de farkındalığım. Öğrencileri tutuklanır babamın. İşkence görürler. 22 yaşında tutuklanan yıllar süren davasıyla masumluğunu kanıtlamaya çalışırken ömrü parmaklıklar arkasından geçen şair İlhan Çomak öğrencisidir. Sıddık Alim adlı öğretmenin öldürüldüğü Genç kazasına sürülmüştür. Ve kader! Şayet de ‘Kürt sorununun’ çözümü için sözü en değerli olacak aydınlardan biri olduğunu düşündüğüm babam Metin Altıok yaşamı baştan başa düşünceleri, benimsedikleri, iz düşürdükleri sebebiyle Sivas’ta vahşilerin hedefindeki aydınlardan biri olur. Ayrı bir coğrafyada Anadolu’nun bağrında Sivas’ta onu 34 insanla birlikte ateşe veren anlayış benzer. Sivas’ın acısı ayrı yok bu ülkenin acılarından. Bu ülkede Kürt olmak, Alevi elde etmek, Ermeni elde etmek dek aydınlatılmış elde etmek, hak seslenmek da yeter sebep mahvolmaya.

***

Sezai Temelli Olarak’nin açıklamasıyla hareketlenen tartışmaları izlerken senelerdir bağrımda taşıdığım acıyı da tartarak hak arayışıyla başlayan ve siyasi temsilcilik ile süren insan hakları mücadelesi içinde kendi tanıklıklarımı temel alarak düşünüyorum. Sivas acısının izini sürerken yolum Roboski’yle ve nice acıyla kesişti. 2013 yılında ‘Barışma İçin Özgürlükçü Demokrasi Bildirgesi’nin hazırlanıp paylaşılması sürecinde yer aldım. Fikir, yüzleşme çalışmalarına kafa yordum. Kürt sorununun nasıl aşılabileceğini araştıran toplantılara, uluslararası sempozyumlara katıldım. Niyetim çözüm için en önce kavramaktı. Biliyorum ama anlayışlı olmak, kavramak kadar hissetmek ve açık yüreklilik de manâlı.

***

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin ayrıntılarıyla dıştan bırakıldığı çözüm sürecinin başından itibaren kişisel olarak katılım sağladığı ‘Uzlaşma İçin Özgürlükçü Demokrasi Bildirgesi’nin açıklanması, Tigris Diyalogları gibi toplantılarda dile getirdikleri bugün yapılan açıklamasıyla tutarlıdır. “Toplumsal Barışı Demokrasi ile Teminat Altına Olmak” başlıklı değerlendirme raporu (2014) gibi çalışma bölgesi raporlarımızın, tavır belgelerimizin tamamı bu candan yürütülmüş çalışmalardır. Yapılan açıklamaların eksik, yetkisiz ya da velev ama yanlış yönleri bulunduğunu varsayalım. Siyasetin bu denli kutuplaştırıldığı, barışın adını anmanın bile teröristlik olarak tanımlandığı bir iklimde ittifak partilerinin görüş çeşitliliğinin sunduğu kısıtlar da düşünüldüğünde Kılıçdaroğlu’nun çözüm için; kapatılmakla korkutma edilen, seçilmişleri tutuklanarak zor bir imtihan veren HDP’yi muhabere etmesini değerli bir adım olarak görmek yerine -bir telaş- daha önce sınanmış ve hüsranla sonuçlanmış bir masanın çözüm ortağını adres uygulamak yaşananlardan hiçbir şey anlamamış edinmek anlamına kazanç. Geçtiğimiz günlerde Erol Katırcıoğlu’nun tekrar Temelli gibi kendi partisi tarafından benimsenmediği ve bireysel bir yorumlama olduğu belirli Erdoğan’ın adım atması halinde AKP ile uzlaşılabileceği yönündeki açıklaması da aynı bir kavrama problemi değilse Kürt halkının tercihleriyle seçilmiş ve layık ödetilen siyasetçileri yok saymak, siyasi malzeme olarak bakmak anlamını taşır.

***

Ama görüyoruz ancak dün HDP tarafından resmi olarak açıklanan tavır belgesinde dobra dobra ortaya sunulan esas maksat çerçevesinde ilkesel buluşma için TBMM, diyalog ve çözüm zemini için net olarak tanımlanıyor. “Amacımız, bütün kuvvetleri ve nihai karar yetkisini tek adamda birleştiren bu otoriter ve tekçi sistemin yerine dinç demokrasinin, pluralist demokratik sistemin tesis edilmesini sağlamaktır” cümleleri de içinde bulunduğumuz karanlık, baskıcı rejimden bireysel direktifler veya siyasal çıkar arayışlarından bağımsız bir pluralist arayış ve anlayışla çıkılabileceğine işaret ediyor. Bu açıklamayı çok manâlı buluyorum.

***

Kürt sorunu ama barışçıl yöntemlerle, müzakere ve siyaset yoluyla çözülebilir. Fakat en manâlı konu toplumsal vicdan, bellek ve yüzleşme adına sahici bir kavrayışın sağlanmasıdır. “Literatürde varsa Dersim için özür dilerim” sözleriyle siyasi gösteri yapanların, Diyarbakır’da İbrahim Tatlıses ve Şivan Perver’i yan yanlamasına getirdiği sahnede Roboskili aileler için sahte gözyaşları döküşü benim aklımdan çıkmaz. Fakat bu ülkede hâlâ Kürtçe şarkı söylediği için yargılanan müzisyen, dövülen genç var. Roboski’nin ise bir davası bile yok ama benzer “yetkililer” suç ve cinayet tanımlamadan tazminat yani sus parası öneri etme cüretinde bulunabiliyor. “Süreç” adına üç ilin Kürtçe hakiki namına müsade çıksa da (!) Roboski demek kabahat. Bu bir anlayış değil fırsatçılıktır.

***

Eşdeğer yurttaşlık temelli çoğulcu bir anlama yalnızca Kürt sorununun değil Türkiye’nin demokrasi sorununun çözümü ve insan hakları ihlallerinin son bulması için de çok önemli. İktidarın hatalı dış politikaları ile geldiğimiz noktada Ortadoğu politikamız da mezhepsel öncelikli emperyal teslimiyetlere sıkışmış bir durumda. daima olduğu gibi yurtta barıştırma, bölgede barışma, dünyada barışma çözüm için pusulamız olmalı.

Yorum yapın