Su ol da ak ki akla beni*

author

ZEYNEP ALTIOK AKATLI

2021.09.23 06:49

Geçtiğimiz hafta izlenme oranları neredeyse her gün en yüksekte yar bölge yemek programı Masterchef’te program namına Kızılay ile birlikte Çad’da açılan su kuyusu gündemdeydi. Uzun uzun suya erişemeyen yoksul köylülerin görüntüleri ve teşekkürleri yayınlandı. Kesinlikle iyiliği sorgulayacak değilim. İyiliğin ve ihtiyacın sınırları yoktur. ‘Onca yoksulluk varken’ minik çocukların mutluluğu, diğer hayatların farkındalığı açısından da izleyenleri etkilemesini umduğumuz türden bir iyilik projesi gerçekleştirilmiş.

***

Benim yadırgadığım Ömerli barajında çekilen programda güzel bir fırsat varken ülkemizin gerçeklerine hiç değinilmemesi. Muhakkak medya ve anapara dünyasının iktidar politikalarını sorgulamasını bekleyecek kadar saf değilim. Son yıllarda defalarca skandallar, kanunsuzluk hatta en önemlisi “tutumsuzluk” haberleri ile gündeme gelen Kızılay ile yürütülen su projesini sorgulamak, çoğunlukla israfa aleyhinde mesajlar veren programdaki iş birliğine şaşırmak yaşadığı düzeni hiç anlamamış olmak anlamına gelir. O Kızılay’ın kuruluş amacı olan yardım hizmetini çoktandır Ensar Vakfı bağışı, Ethem Sancak’ın şirketine verilen kan toplama, plazma üretme ihalesi, takviye kolilerini boşaltma, toplanan takviye paralarıyla lüks araçlar alma gibi örneklerle yandaşa ve iktidarın hesaplı açıklarına hizmete çevirdiğini biliyoruz. Konumuz bu da yok.

***

Bunca izlenen bir programda belli konularda dostça mesajlar verilebilir, iklim krizinin etkileriyle önemli boyutlara ulaşan su krizinin ülkemizi nasıl etkileyebileceği anlatılabilir, kişisel farkındalık ve etki için manalı mesajlar verilebilirdi. Özellikle programa katılan çevre mühendisi Çağlar Demirkapı’nın Çad gibi ülkelerdeki durumu ülkemizin iyiliğine yoran açıklamaları, en yoksun ülkelere üstünlük kıyasıyla yapılan yardım içi manâsız bir böbürlenmeye dönüştü. İktidarın Çad, Somali gibi ülkeler üzerinden kendi gerçeğini gizleyerek sahte bir “enerjik ülke” algısı yaratma politikasına hizmet eden sade suya tirit bir büyük takviye projesi izledik.

***

Ülkemizde bir yanda her gün azalarak kuruyan göller bir yanda hatalı politikalarla çağlayarak akıcı nehirlerle felaketlere dönüşen su gerçekleri var. Yardıma ihtiyacı olan fahiş su faturalarıyla başa çıkamayan çiftçimiz var. Pek fakat çareyi vahşi sulamada seslenmek zorunda kalıyorlar. Bu da iklim krizi ile birlikte su kaynaklarının kurumasına, ürün çeşitliliğinin azalmasına, türlerin değil olmasına, ölümlere, kirlenmeye yol açıyor. Hiç değilse küresel ısıtma ve iklim üzerinden bilirkişi görüşüyle veri aktarılabilir, tedbir uyarıları yapılamaz mıydı? Yaşadığımız büyük yangınların peşinde orman varlığımızın su alanlarımız ile bağı ve öneminin vurgulanması, son yaşadığımız su baskını felaketinin gerisinde iklim yönetimi ve kentleşme/imar planlarının doğa ile uyumu için birer cümle kurulması izlenme oranları, alınan reklâm bütçeleri karşı ufacık vicdanlı bir hizmet olurdu.

***

Dedim ya kimsenin Kanal İstanbul’un sulak alanlar üzerinde yaratacağı olumsuz etkiyi, kanalın Sazlıdere Barajı’na ve Terkos Gölü’ne vereceği zararları, İstanbul’un su tüketimi ile kaynakları arasında bilimsel kıyası, ekosistem hasarı dahil sayısız diğer sorunu anlatmasını, İstanbul’un bu riskleri alacak daha aşağı yapısı olmadığını söylemesini beklemedim. Programın çekildiği Ömerli’nin yanı başına Formula 1 pisti yapılmasıyla su birleştirme havzasının daraltıldığına, Küçükçekmece Gölü’nün kirlilik nedeniyle kullanılamaz halde olduğuna değinmelerini beklemedim. Sulak alanların yerleşime açılmaması, doğanın korunması bir bilinçtir. Bu bilinç için doğaya saygı ve doğayı övme bile değerli ve yapılan iyilik kadar manâlı.

***

İklim krizi, yanlış su ve tarım politikaları üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde suları yok etme noktasına getirdi. Pandeminin getirdiği olumsuz koşullar da eklendiğinde su ve gıda kaynakları açısından büyük bir korkutma ile karşısında karşıyayız. Takviye alamayan çiftlik sahibi, müdahale edilen tohumlarla yok olan ürün ve lezzet çeşitliliği, ithalat bağımlılığı daha ne ararsanız. Sorun fazla. Her geçen gün kuraklık haberleri alıyoruz. Göllerimiz, nehirlerimiz kuruyor. Gıda güvenliğimiz tehlikede. Kontrolsüz atıklar ve uygulanmayan denetimler sonucu su kirliliği müsilajla farkındalık yaratıyor. Bu gecikmiş farkındalık yerine bilinç, koruma ve takviye nerede?

***

Dünyanın en önemli iki büyük kuş göç yolu bizim ülkemizde. Bu kuşların ülkemizde konaklamaları, beslenmeleri ve bazı sulak alanları üreme, büyüme alanı olarak seçmesi ekolojik denge ve geleceğimiz namına çok değerli. Binlerce flamingo yavrusunun kuruyan alanlar nedeniyle ölümünü bu dek tez unutabilir miyiz? Kirlilik nedeniyle yüzbinlerce balık ölüyor, türler yok oluyor. Yaşamımızı devam etmek için canlıları yok saymadan hayat hakkını gözetmek da bir bilinç.
Hatta bencilce bir gereksinim! Çocuk ölümlerinden çok uzaktan olmadığımızı bilimsel olarak kavramalıyız. Çocuklarımıza, dünya çocuklarına olduğu gibi borçluyuz.

Hal böyleyken leylekler ülkemizden kalkıp Çad’a dürüst kanat çırpmaya başladı. Tekrar gelmeleri umuduyla!

“Su ol da ak ki akla beni”

*Metin Altıok

Yorum yapın